Denizli Tabip Odası’nın yaptığı
toplantıda konuşulanlar haddini aşmanın en ileri noktasıdır.
İhtisasa en çok önem verilen alan
doktorluktur. Başı ağrıyanı ortopediye göndermiyorlar. Bitkisel ilaçlarla
ilgilenen insanları çok ağır eleştiriyorlar. Fakat kendileri dinin her şeyine
karışıyorlar. Tıpla ilgili en küçük bir yenilikleri yokken; İslam’da reform
yapmaya kalkıyorlar. Demek ki kendilerini her alanda yetkili görüyorlar.
Doktorluk hariç her şeyi biliyorlar. En muhalif siyasi gurup gibi hareket
ediyorlar.
Tanıdık bir Doktor şaka olarak “
Tıbbiyeden her şey çıkar; ara sıra da doktor çıkar.” demişti. Doktor camiasını
tenzih ederek söylüyorum. Zaten yarası olmayan gocunmaz. Türkiye’de milletin
değerleriyle kavga eden doktor sayısı çok azdır.
Bu kafa adliyede olsa zulüm dağıtır.
Eğitimde bulunsa milletin geleceğini karartır. Emniyette görev yapsa vatanı
satar. Artık çağdışı kalmış bu zihniyet, kelaynaklar gibi müzelik olmaya
mahkûmdur. Zaten onların ağababalarından biri “ vatanımı seviyorum, milletimi
sevmiyorum.” diyordu.
Orada konuşanlar, başkasına
faydalı olmayı bırak, kendi hastalığını teşhis edememiş hastalıklı ruhlardır.
Tedaviye ihtiyaçları vardır.
Giderek daha fazla ihtisaslaşan dünyada,
doktorların din ile ilgili ileri geri konuşması, bir milyar altı yüz milyon
Müslüman’ın inancına hakaret etmesi onların seviyesini ortaya koyar.
“ Her şeyi maddede arayanların akılları
gözlerindedir. Göz ise maneviyatta kördür.” Manevi körlük içinde olanlardan
hakikati görmelerini beklemek boş bir beklentidir.
İslam’ı ilme karşı gibi gösterenler, ne
yaptılar, İslam ya da Müslümanlar engel oldu?
İslam’ın aziz Peygamber’inden tıbbın
aleyhinde bir cümle mi duydular?
Sağlıklı doktorlara şunu söylemek
isterim: Varlıklar içinde en kıymetli hayattır. Vazifeler içinde en
kıymetli olan ise hayata hizmettir. Hayata ait vazifeler içinde en değerli olan
da geçici hayatın ebedi hayata dönüşmesi için çalışmaktır.
Şu dünya hayatının önemi, ebedi
hayata çekirdek olması ve sonsuz hayatın burada kazanılması ile ilgilidir.
Yoksa ebedi hayatı zehirleyecek şekilde, bütün duygularıyla geçici
lezzetlere dalmak, “çakıp sönen bir şimşeği ebedi güneşe tercih etmek gibi bir
akılsızlıktır.”
Gerçekte en fazla hasta olanlar
gafil, maneviyattan mahrum doktorlardır. Onlara, mukaddes Kur'an eczanesinden
imanî ilaçlar vererek tedavi etmek lâzımdır. Bu yapılabilirse hem onların
yaraları tedavi edilecek, hem de toplum için hayırlı insanlar olmaları temin
edilmiş olacak.
Ümitsiz bir hastaya uygulanacak
manevi bir teselli bazen bin ilaçtan daha faydalı olabilir. Tabiat ve
materyalizm bataklığında boğulmuş bir doktor, bırakın faydalı olmak, ümidini
kaybetmiş, çaresiz bir hastanın dünyasını karartır.
Kafasını lüzumsuz bilgilerle
doldurmuş, odun yığınlarıyla beynini harap etmiş doktor, kafasını teftiş etmeli,
"Yirmi birinci Yüzyıl ateizm asrı" olursa insanlığın ne kazanıp ne
kaybedeceğini izah etmeli.
Yönü Batı’ya dönük olan doktorlar,
Batı’lı meslektaşlarına kulak versinler. Onlar kadar hoşgörülü, fikre açık ve
toplumun değerlerine saygılı olsunlar. Dr.City Youngest, Dr. Maurice, Dr.
Johnson’u dinlesinler ki, Kur’an hakkında şöyle diyor: “ Bu, bir Peygamber
sesidir. Öyle bir ses ki, onu bütün dünya dinleyebilir. Bu sesin aksi,
saraylarda, çöllerde, şehirlerde, devletlerde çınlar. Bu sesin tebliğ ettiği
din, evvela neşredenlerini bulmuş, sonra da yeniliği seven ve imar edici bir
kuvvet şeklinde tecelli etmiştir. Bu sayededir ki, Yunanistan ile Asya’nın
birleşen ışığı, Avrupa’nın koyu karanlıklarını yarmış ve bu hadise,
Hıristiyanlığın en karanlık devirlerini yaşadığı zaman meydana gelmiştir.”
Kur'an'da Allah (c.c) şöyle
buyurur: " Allah'ın izniyle, anadan doğma körleri ve alaca hastalığına
tutulanları iyileştirir ve ölüleri diriltirim." ( 3/49 )
Bu ayetin tefsirinde Bediüzzaman
Hazretleri şunları ifade eder " Kur'an nasıl ki İsa’nın (a.s) yüksek
ahlakına uymayı insanlara emrediyor. Öyle de, elindeki tıp ilmine rağbeti
uyandırarak teşvik ediyor.
Bu ayet işaret ediyor ki, en kronik
hastalıklara dahi derman bulunabilir. Öyle ise ey insan ve ey felakete maruz
kalmış insanoğlu. Ümitsiz olmayınız. Her dert, ne olursa olsun, dermanı
mümkündür. Arayınız, bulunuz. Hatta ölüme de geçici bir hayat rengi vermek
mümkündür.
Cenab-ı Hak, bu ayetle insanoğluna
manen diyor ki, " Ey insan! Benim için dünyayı terk eden bir kuluma iki
hediye verdim: biri manevi dertlerin dermanı, biri de maddi hastalıkların
ilâcı. İşte, küfürle ölmüş kalpler hidayet nuruyla diriliyor. Ölmüş gibi
hastalar dahi onun nefesiyle ve ilâcıyla şifa buluyor. Sen de kâinat eczanesinden
her derdine deva bulabilirsin. Çalış, bul. Elbette ararsan bulursun."
İşte şu ayet bu günkü tıp ilminin
çok ileri sınırını çiziyor ve işaret edip, teşvik ediyor.
Bu hakikatleri yazan, okuyan ve
böyle inanan insanları ilme karşı gibi göstermek insafsızlık değil mi?
Müslüman bu âleme bir yönüyle
büyük bir hastane, bir yönüyle de muhteşem bir eczane gözüyle bakar. Sadece
insanlar değil, bütün hasta varlıklar ilaçlarını yeryüzünden alıyor. Bu
Allah'ın varlığının ve birliğinin delilidir. Çünkü hastaları ve hastalıkları
yaratan kim ise onlara uygun ilaçları veren de odur.
Bütün hastaların mükemmel tedavileri,
Rabbimizin sonsuz rahmetinin eseri değil mi?
Sonuç olarak şunu diyorum,
milletin birlik ve beraberliğine zarar verecek söz ve davranışlardan herkesin
kaçınması lâzım.