“Ne zaman ki yer müthiş bir sarsıntı ile sarsılır. Ve yeryüzü bütün ağırlıklarını dışarı çıkarır. Ve insan “Ne oluyor buna?" der. O gün yeryüzü, üzerinde herkesin ne iş yaptığını haber verir. Çünkü Rabbin ona konuşmasını emretmiştir." (Zilzal Suresi) Bu ayet kesinlikle depremin Allah'ın vahyi ve ilhamıyla olduğunu ifade buyuruyor. Depremlerde maddi felaketlerin yanında, bir de depremle beraber gelen ve uzun süre devam eden korku, endişe, ümitsizlik gibi manevi sıkıntılar vardır ki, gerçekten çok acı sonuçları oluyor. Elbette depremin manevi sebepleri de vardır. İnşallah onu başka bir yazıda anlatacağız. Bediüzzaman Hazretleri bazı şahısların hatasından gelen bu musibetin memlekette genel bir şekle girmesinin sebebini şu manada anlatıyor: Genel musibet çoğunluğun hatasından ileri gelir. İnsanların çoğu, günahkâr ve zalim şahısların hareketlerine davranışlarıyla veya taraftar olarak ya da katılarak ortak olmalarıyla umumi bir musibetin ortaya çıkmasına sebep olurlar. Böyle belalar, hataların neticesidir ve günahların bağışlanmasına sebeptir. Masum ve günahsız olanların kaybolan malları sadaka hükmüne geçer. Vefat eden Müslümanlar manevi şehit mertebesine yükselir. Çekilen sıkıntı ve zahmetler de günahlarının affedilmesine vesile olur. Az ve geçici bir sıkıntı ile çok ve ebedi bir kazanç elde edilir. Azap içinde Rahmet tecelli eder. Allah dilerse yalnız zalim olanları cezalandırabilir. Ancak, bu dünya bir deneme ve imtihan yeridir. Sorumluluk ve mücadele meydanıdır. Dünyanın yaratılış gayesinin gereği olarak hakikatlerin perdeli kalması gerekir. Eğer böyle musibetlerde sadece zalimler cezalandırılsa, masumlara bir şey olmasa “Ebu Cehil'ler aynen Ebubekir'ler gibi teslim olup, mücadele ile manevi yükselme kapısı kapanacak ve imtihan sırrı bozulacaktı." Bu hakikati Allah (c.c) şöyle beyan buyuruyor: “Bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği zaman yalnız zalimlere mahsus kalmayıp, masumları da yakar." (8/25) Allah her varlığa çok vazifeler vermiş. Her vazifeden de çok neticeler aldırıyor. Bir unsurun bir vazifesinin sonuçlarından biri çirkin, şer ve zararlı olsa da, yüzlerce hayırlı sonuç onu güzel hale getirir. Eğer o zararlı sonuç olmasın diye o vazife terk edilirse binlerce hayırlı sonuçtan mahrum kalırız ki bu her yönüyle şerdir. Mesela yağmurun binlerce hayırlı sonucu vardır. Birisi tedbir almayıp, yağmurdan zarar görse, “Yağmur benim için şer oldu." diyebilir. “Yağmurun yaratılması şerdir.” diyemez. Çünkü yağmur yalnız ona zarar vermek için yaratılmamıştır. Bazıları zarar görüyor, öyleyse yağmur olmasın demek, bütün hayırlı neticelerin olmamasını istemek manasına gelir. İşte depremde de yüzlerce hayırlı neticeler vardır. Bazıları iradesini kötüye kullanarak depremden zarar gördü diye depremi şer kabul etmek doğru değildir. Mesela: Manto tabakasında biriken enerji, deprem ile açığa çıkmasaydı Dünya'da çok büyük patlamalar meydana gelirdi. Ve depremden daha fazla zarar verirdi. Depremler olmasa jeotermal enerji kaynakları ortaya çıkmaz ve insanlar bu şifalı su kaynaklarından mahrum kalırdı. Dünya'da birçok şehir ve mekân termal su kaynakları ile ısıtılmaktadır. Bu çok büyük bir enerji kazanımı demektir. Depremle birlikte yeryüzüne çıkan madenler, toprağın zenginleşmesine vesile olur. Böylece depremler, insanların temel besin ihtiyaçlarını karşılamada katkıda bulunmuş olur. Deprem ile toplumlarda harekete geçen yardımlaşma duygusu az bir kazanç değildir. Bize düşen depreme dayanıklı evler ve şehirler inşa etmektir. Deprem nasıl meydana geliyor? Her zelzeleden sonra dünyanın altındaki fay hatlarından bahsedilir. Maden patlamasından dem vurulur. Ama Allah hiç hesaba katılmaz. Sanki tesadüfî, tabii ve maksatsız bir olay gibi insanların zihnine kazınır. Bu olayın manevi sebeplerini ve sonuçlarını hiç dikkate almazlar. Belki bununla ortaya çıkacak bir manevi uyanıştan korkuyorlar. Yeryüzünde iki milyonu aşkın canlı tür yaşıyor. Her türünde sayısız fertleri vardır. Bunlar arasında sadece bir sineği dikkate alarak düşünelim. Sinek türünden bir ferdinin yüzlerce azasından yalnız kanadının bir kast, irade, hikmet ve Allah'ın dilemesiyle olduğunu ve yaratanın onu başıboş bırakmadığını dikkate alalım. Sonra insafla ifade edelim, bütün canlıların beşiği, anası, sığınağı, meskeni olan dünyanın hareketlerinin, burada olup bitenlerin faydasız, başıboş, tesadüfî ve Allah'ın dilemesi, kudreti dışında olması mümkün mü? Fakat Kudreti her şeyi kuşatan Allah (c.c.), hikmetinin gereği olarak, bilinen sebepleri uygulamalarına perde ediyor. Depremi dilediği zaman bir madeni patlatıp, fay hattını harekete geçiriyor. Çünkü bu âlemde her şeyi hikmetle yapıyor. Meyveye ağacı, çocuğa anne-babayı, bala arıyı ve süte ineği perde ettiği gibi; depreme de fay kırılmasını vesile kılmıştır. Mesela: Biri tetiği çekip birini vursa, katili hiç düşünmeyip hep baruttan, mermiden veya namludan bahsedilse ne kadar mantıksızlık ve öldürülene karşı haksızlık olur değil mi? Aynen bu misal gibi, fay kırılmış, maden patlamış, insanlar ölmüş, evler yıkılmış her yer tarumar olmuş. Peki, bütün bunları kim yapmış? Niçin yapmış? Mağdur olan masumların mükâfatını kim verecek? Zalimler bundan hangi dersi çıkaracak? Bunları düşünmek gerekmez mi? Aksini iddia etmek insanları ümitsizliğe atmak olmaz mı? Binlerce masumun hukuku zayi olmaz mı? Ne dersiniz, deprem hayır mı? Şer mi?
|